Ucuz bilet görene kadar haritada gösteremeyeceğim bir yer. Ülkemizi saymazsak herhangi bir Asya ülkesinde daha önce bulunmamışım. 15 saatin üzerinde yolculuk, kısıtlı çevremizde ne giden var ülkeye ne herhangi bir bilgisi olan. Araştırma yaptıkça öğrenmeye başlıyoruz: Hindistan’ın güneyinde kalan bir ada ülkesi. Hindistan'a benziyor, Hindistan'ın daha sakini gibi yorumlar görüyoruz. Üzerimizde nereye gittiğimizi bilmediğimiz bir yolculuğun tarifsiz heyecanı… Yerel saatle 5 gibi vardığımız Sri Lanka’da tüm hazırlıklarımız tamdı. Yerel hattımızı aldık, dolarlarımızı Sri Lanka Rupisi’ne çevirdik, Uber’imizi çağırdık. Havaalanının olduğu başkent Colombo’dan ilk otelimizin olduğu Wilpattu’ya 4-5 saat yolumuz vardı. Havaalanından çıkınca yüzümüze vuran nemi hatırlıyorum. Adana’da büyümüş biri olarak tanıdığım bir histi. Küçükken teyzemlere ya da dayımlara Ankara’ya gider, yolda Aksaray’da şimdi kim bilir ne alemde olan Gökgözler Dinlenme Tesisleri’nde, İç Anadolu’nun yazın bile farkını hissedeceğin kuru havasıyla karşılaşırdım. Dönerken de en son İç Anadolu havası görmüş bünyeye tokat gibi çarpardı Adana’nın nemli, sıcak rüzgârlı havası. Aynı o misâl olmuştum Bandaranaike Havalimanı’ndan dışarı adımımı attığımda. Adını okurken zorlandığım yerin doğduğum yeri anımsatması ne ilginç. Uber’imiz geldi. Herhangi bir Uber gibi değildi tabii ki bu da ama şu anda oraları geçiyorum. Yorulduk. 15 saatlik uçak yolculuğunun üzerine 3-4 saatlik kara yolculuğu… Başlarda konuşmalara dahil olan Elçin’in gözleri kapanmış. Gözlerimi açık tutmakta gerçekten zorlanıyorum. Hayatımızda Sri Lanka’ya ilk kez gelmişiz. Saatlerdir bir arabanın içinde yolculuk ediyoruz. Şoförle samimiyet kursak ve güzel bir sohbet içerisinde olsak da yüzde yüz güvenmem imkânsız. Arabaya girdiğimiz ilk anda çok yüksek komisyon aldığı için Uber seyahatimizi iptal etmişiz gibi yapmamızı istemiş zaten. Kayıtlara göre o yolculukta bile değiliz. Eşim arkada uyuyor. Şöyle dikkat edin, böyle dikkat edin diye yollanmışız. Telefonumda kendi göreceğim şekilde harita açık. Her şeye rağmen bir süre uyumuş olmam gerekir çünkü birkaç kere sıçrayarak uyandığımı biliyorum. O kadar direndim ki uyanırken kendimi korumak için ciddi bir çaba sarf ettim. Haritadaki nokta ilerledi, Elçin uyandı, ben biraz kendime geldim ve biz Wilpattu’daki konaklama yerimize vardık. Adam haritadaki yeri gördü, yavaşladı. Bir köy evinin dış giriş kapısı gibi bir yerdeydik. Bir adam geldi, kapıyı açtı. Arabayla içeri girdik ve biraz ilerleyip durduk. Kapıyı açan adamı tanıdım. Bize safariyi de ayarladığı için 4-5 kez konuştuğumuz otel sahibiydi. Otel dediysem, yanlış anlamayın. Uçsuz bucaksız yeşillikler içerisinde geniş bir alana sahip bir köy evi gibiydi burası. Ama onu görünce rahatladım. Evimden binlerce kilometre ötede hayatımda ilk kez gördüğüm bir adam ile rahatladım. Hayat ne acayip… Varmışım gibi hissettim. Bize gülümsedi. Kahvaltı isteyip istemediğimizi sordu. İstedik. Öncesinde kahve isteyip istemediğimizi sordu. Tabii ki istedik. Yaklaşık 20 saat sonunda, hedefimizde, sabahın erken saatlerinde güzel bir kahve, her yer yemyeşil… Hiç bilmediğimiz bir coğrafyada bizim için hazırlanan kahvaltıyı beklerken sabaha rağmen çoktan ısınmış havada gölgesinde olduğumuz hindistan cevizi ağacının altında sallanan salıncağa oturduk, yavaşça sallanmaya başladık. Kendimizi bıraksak eminim ki orada öylece iki dakika içinde rahatlıkla uyuyakalabilirdik. Ama işte Elçin’le öyle bir baktık ki o an birbirimize, biz nerelere geldik, neler başardık der gibiydik. Böyle bir an olmasa ve uyuyakalsak belki de kaçıracaktık bu anı. Çünkü bu fotoğraf tam da bunları düşündüğümüz o anda, o salıncakta çekildi. Evin yakınlarındaki tarlalarda insanlar ufak ufak çalışmaya başlıyordu. Adamın aynı yolu birkaç kez gidip gelmesi bizim şansımızdı evet, ama ortaya gerçekten güzel bir fotoğraf çıktı.